İntihar Eden Gönül Şahin Anısına…

gonul-sahin

İyi insanların gözleri es geçemez önünde acı çekenlerin varlığını. Hatta onların gözleri uzakta olanı da görmese de görür, yardım etmeye çabalar durur da, değiştirememenin yükü altında ezilir yürekleri. Birileri bomba yağdıra dursun, birileri açlığı durdurabilecekken kılını kıpırdatmasın, birileri çocukların, hayvanların hayatlarını darmaduman edip akla hayale gelmeyecek kötülükler işlesin, Gönül Şahin gibi aktivistler Dünya’nın dilsizlerini, sessizlerini iyileştirmek, onarmak isterken pek çoğumuzun görmezden geldiği acıların büyüklüklerine katlanamıyorlar. Elinin kolunun yetişemediği yerin sancısını içinde hissedip, sorumluluk hissedip düzeltmeye çabalarken yitip gidebiliyorlar.

Uğruna savaştığı ne kadar canlı varsa Gönül’ün ve onun gibilerin gidişiyle biraz daha yalnızlaşıyor. Bir canlının yaşamaması gereken eziyetleri ortadan kaldırmaya çalışıp derde derman olan biri daha yitip gidince iyi insanların da yaşamlarından bir şeyler eksiliyor.

İyi insanlar anlam veremiyorlar doğru olanların bu kadar etrafta olmayışına. Ve bir boşluğa adım atar gibi “hayatta olanlardan, hayat olandan daha iyidir” der gibi gitmeyi tercih ediyorlar. İntihar etme isteğini biliyorum. Pek çok insan biliyordur. Canı başkasının hayatına olanlarla yananlar, başkaları tarafından üzülmüşler, yasla baş edemeyenler, savaşla, göçle, doğal afetlerle ve tüm bunlara şahit olmanın getirdiği ağırlıkla baş edemeyen pek çok insan ya intihar ediyor ya da aklından geçiriyor.

Bir süre sonra göz önündekine el uzatmak yetmiyor, insan “e geri kalana ne olacak?” diye soruyor. İyiliğin çeşit çeşit yöntemi var; acı çekeni yalnız bırakmamak, alan bırakmadığımız kuşlar için pencere kenarına biraz yiyecek koymak, dışarıdaki hayvanları en azından susuz bırakmamak, belki yetimhaneleri ziyaret edip oradaki çocuklara “bak sen o kadar da yalnız değilsin” mesajı vermek, yağmurla ortaya çıkan kaldırım ortasındaki salyangozları güvenli bir yere taşımak, hırs ve başarı için kötü yola gireni desteklememek, biraz kendinin dışına çıkmak, kalp kırdığında kırdığın yere merhem olmaya çalışmak…

İçindeki karanlıktan çok iyiye yer vermeye çalışan bu insanlar şaşırıyorlar bu kadar çok iyilik ihtimaline el vermeyenlere, el vermektense daha da kötüleştirip beterleştirenlere. Sanıyorum ki bu yanlışlıklar, kötülükler dizisi onların her daim kulağında çınlıyor nefessiz bırakana dek. Oysa zaten içinde ölümü vakitsizce taşıyan Gönül Şahin gibi insanlar için çok zor yaşama devam edebilmek. İncelip kopuveriyorlar devam edemedikleri yerden.

Yaşamak herkese o kadar iyi gelmiyor. Hayatların yükü altında kendince bir enkaza dönüşüp ışık aramaya yeltenmekten vazgeçenlerin eylemi intihar…

Aklıma Av şiiri geliyor; gözlerinde onu vuran avcının söndüremediği iyiliğe sahip olan geyiği anlatan minicik dizeler. Gönül Şahin gibi insanların sönüp giden hayatları ile hep bu beliriyor zihnimde.

Çok hüzünlü bu yazdıklarım, ben öyleyim çünkü. Her bir iyi insanın ölüşüyle birlikte insanı uçurumlar, boşluklar çağırıyor. İnsanın kalbi her birinde daha çok kırılıyor. Bu ölümlerle yalnızlık hissi çoğalıyor. Tanısam da tanımasam da….

https://www.youtube.com/watch?v=o_4iBFeKvKQ

Görsel: Diken

 

Reklamlar

Odak Yazar Söyleşileri: Alper Canıgüz

IMG_0141.JPG

Büyümüş de küçülmüş diye adlandırabileceğimiz beş yaşındaki Alper Kamu’yu dedektif olarak hayatımıza sokan; gerçeğe mizah ve fantastik ögeler ekleyerek okurlarını bağımlı hale getiren, psiko-absürd kavramıyla bizi tanıştıran, Gizliajans, Tatlı Rüyalar, Cehennem Çiçeği ve Oğullar ve Rencide Ruhlar kitaplarının yazarı Alper Canıgüz, 15 Nisan tarihinde Odak Yazar Söyleşileri kapsamında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ndeydi.

Soru-cevap şeklinde ilerleyen söyleşide yazar merak edilenleri cevapladı, salondakileri güldürdü, kendi de güldü.

 

Yazmaya nasıl başladınız?

Okumayı severdim, tek çocuktum. Babam çok severdi okumayı. O bana hikâyeler anlattıkça ben de başkalarına anlatırdım. Darüşşafaka’da pek bir eğlence kaynağımız yoktu. Arada bir hikâyeler anlatmam için öğretmenlerim de teşvik ederlerdi. Hatta okuldan atılmamı da buna borçlu olabilirim. Ama biraz kasardım, yazar dediğin Tolstoy gibi olacak filan….

Alper Kamu serisinin devamı gelecek mi?

Alper Kamu’nun devam etmesini istiyorum. Seri kahraman yazarına bağlamayı başından beri istemedim ama devamı gelecek.

Afili Filintalar’daki yazılarınızın devam edecek mi?

İnternet mecrasında yazı yazmaya hiçbir zaman çok yakın olamadım.  Birkaç aydır Kafa’da yazıyorum. O yüzden elim pek gitmedi.

DSC01660

Dergilerle alakalı ne düşünüyorsunuz?

Olması iyi, okunması da iyi. Zaytung’da geçen gün, Kendi Ot Derginizi Kendiniz Yapın rehberi vardı, çok komikti.  Eleştirilecek tarafları olmakla birlikte, bu kadar az kitap okunan bir ülkede bu tip dergilerin çıkması iyi bir şey.

Romanlarda değişmeyen karakterler ve Beşiktaş var.

Onları seviyorum hakikaten. Onlar bizim normallik referansımız gibi. Uzaylılar, çocuk dedektif filan var ama bazı karakterler hep kâğıt oynuyorlar.

Öyküyle ilgili bir kitap yayınlayacak mısınız?

Öykü yazmak çok güç bir şey. Yeterli olgunluğa ulaşırsa öykülerim yayınlayacağım. Hatta adı da Komşunun Bahçesi olacak.

Yetişkin ya da genç bir Alper Kamu nasıl olurdu?

Benim gibi olmasından korkuyorum, o yüzden büyümesini istemiyorum. Onun o yaşta olması dünyayı durduracak gibi geliyor, büyümesini istemiyorum.

Tiyatro oyunu yazmayı düşünüyor musunuz?

Çok üretken bir yazar değilim. Kafamda ince ince kurguladığım fikirler var ama sıra gelmiyor. Koray Çalışkan bana “sen bunları yazmayacaksın, en iyisi sana 800’lü hat açalım orada anlat” demişti. Tiyatro, müzikal, senaryo yazayım isterim ben de. İleride daha çalışkan biri olursam yazarım.

Yazma süreci nasıl işliyor?

Kurt Vonnegut “muhakkak size dert olan bir şeyle ilgili yazın” demiş çünkü size dokunmayan hikaye kimseye dokunmuyor.

Don Kişot Evi ile röportaj: “Cinsiyeti de sıfırlıyoruz, toplumsal normları da!”

Teyzelerin direniş evi olarak adlandırdığı, kimisinin geri dönüşüm evi dediği Don Kişot Evi’ni ziyarete gittik. İçerideki insanlar harıl harıl çalışıyorlar, kimisi sanata dair bir şey yapıyor kimisi tahtaları taşıyor. Etraf buram buram yaratıcılık kokuyor. Sanki Gezi’nin güzel günlerine döner gibi bir his yaşıyorum. Aynı yaratıcılık, aynı mizah, aynı kaynaşmışlık hissi. Don Kişot Evi’nden Atakan Tan ile evin kimliğine ve amaçlarına dair bir röportaj yaptık.

Kardelen Uysal

Görsel

Don Kişot Evi’nin amaçlarından biri farklı değerler yaratmak. Yaratmak istediğiniz değerlerin günümüz değerlerinden farkı nedir?

Farklı değerler yaratmak derken amacımız herkesin kendisini ifade edebileceği bir alan yaratma isteği. Ana amacımız şehirde nefes alınacak bir yer yaratmak. Yirmi yıldır çöp olarak bırakılan bir binayı temizleyip aktif hale getirmek.

 

“Başka bir dünya inşa etmek mümkün” düşüncesiyle yola çıkan bir topluluk olarak, bir başka dünyanın nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Dünyayı değiştirmek gibi bir söylemimiz olmadı. Başka bir dünyanın bu saatten sonra pek mümkün olacağını düşünmüyorum. Kendi içimde dünyaya dair çözümüm biz insanların yok olması. Fakat en azından belli sınırlar içerinde kendimize bir alan yaratarak burada kendi dünyamızı yaratmak. Şehirlerde harcadığımız vakti, insiyatif aldığımız durumlarla yeniden kazanmak istiyoruz sadece.

Don Kişot Evi’ni polis basıp Gezi ile ilgili bir olay olup olmadığını sorguladığında, “Gezi ile ilgili değil ama Gezi’nin yarattığı cüretle olduğunu söyleyebilirim” demişsiniz, Gezi olayları nasıl bir cüret ve cesaret verdi sizlere?

Şu cüret ve cesareti verdi. Şunu gördük biz kamusal bir alan üzerinden gidiyoruz, Gezi de kamusal bir alana yayılmıştı. Bu fikri ortaya attığımız bu fikri destekleyecek ve anlayacak insanların olduğunu gösterdi.

Görsel

Don Kişot’un yel değirmenlerine karşı bir duruşu vardı. Sizin yel değirmeni olarak adlandırdığınız birileri/bir şeyler var mı?

Mutlaka var. Don Kişot’u okuyup anlayan, seven tüm insanların bir yel değirmeni vardır hayatta. Kendi spesifik yel değirmenimi anlatmam bir şey değiştirmez, önemli olan Don Kişot, ben değil. O da kendi mücadelesini kendi şizofrenisinde verecektir diye düşünüyoruz.

Kafa Açan Cumartesiler sayesinde neler öğreneceğiz?

Hep beraber oluşturduğumuz ortaklaşa paydalarda öğreneceğiz. Ulaşım, internet, medya, ekonomi, alternatif ekonomiler, tarım gibi konuları ortak paydalarda birleştirmek istiyoruz. Bu tip sempozyumlar yapılıyordu ancak daha çok otellerde, kendi içindeki gruplar arasında gerçekleşiyordu. Burada amacımız bu ortak paydaşları bir mahallede toplamak, mahallelinin de entegre olacağı şekilde tartışmak konuşmak. Güneş panelleri, yağmur sularını toplamak, permakültür gibi şeylerle biz bu evin ihtiyaçlarını karşılamak istiyoruz.

Bir noktada sadece ortak değerlerimizi, müştereklerimizi hükümete karşı savunmanın ötesine geçip yeni ortak değerler yaratmak gerekiyordu; işgal evleri bunun aracı mı?

İçine yüklediğimiz anlama bağlı. Burası bir işgal evinden öte geri dönüşüm evi. Ana amacımız bu evi geri dönüştürmek. Mülk sahiplerine de sesleniyoruz: Mülklerinizi hayatımıza çöp olarak bırakmayın, bırakırsanız da gireriz. Yeterince içten bir şekilde yaparsak iyi olan herhangi bir şeye dönüşebilir bu ev.

Görsel

Sizden ilham alan birçok forum benzer evler arıyor, onlara ne önerirsiniz?

Kişisel olarak ana amacım bu hareketin yayılması. Şehirlerde alan olmadığı için kabuklarımıza çekiliyoruz. Önerebileceğim şey önce kafalarına koymaları, gerçekten yapılabilir bir hareket çünkü. İkincisi kararlı olmaları. Burada kamusal alan yaratıyoruz aslında, amacın bu olması önemli. Üçüncüsü bir grubun başlangıçta sorumluluğu alması ancak bunun çok duyurulmadan yapılması ve bir alt yapı çalışması hazırlanması. Mahallenin buna uygun olması da önemli bir etken.

 Don Kişot Evi’nde hiyerarşi, emir komut olmadan günlük işlerinizi nasıl hallediyorsunuz? İşleyiş sisteminiz nasıl?

Ortak akıl ile değerlendirerek! Burası özgürlükler alanı ancak burada önemli nokta kişilerin emeğine saygı göstermek, şiddet ve ayrımcılık içeren unsurlar oluşturmamak. 3.sü ise ortak paylaşım içerisinde bir şeyler yapmak. Bunları biraz estetik içerisinde yapmak önemli.

Görsel

İşgal evleri, kamusal alanda da daha özgürlükçü kadın-erkek ilişkileri kurmamızı sağlayabilir mi?

O insanlara kalmış bir şey ama mutlaka sağlayabilir. Ana hattımızda yarattığımız şey “şu anda hiçbir ülkenin sınırları içinde değilsiniz. Böyle olunca cinsiyeti de sıfırlıyoruz. Birçok toplumsal normu ve bakış açılarını da sıfırlıyoruz. Ama bu yine de insanlara bağlı.

Kardelen Uysal