Odak Yazar Söyleşileri: Alper Canıgüz

IMG_0141.JPG

Büyümüş de küçülmüş diye adlandırabileceğimiz beş yaşındaki Alper Kamu’yu dedektif olarak hayatımıza sokan; gerçeğe mizah ve fantastik ögeler ekleyerek okurlarını bağımlı hale getiren, psiko-absürd kavramıyla bizi tanıştıran, Gizliajans, Tatlı Rüyalar, Cehennem Çiçeği ve Oğullar ve Rencide Ruhlar kitaplarının yazarı Alper Canıgüz, 15 Nisan tarihinde Odak Yazar Söyleşileri kapsamında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ndeydi.

Soru-cevap şeklinde ilerleyen söyleşide yazar merak edilenleri cevapladı, salondakileri güldürdü, kendi de güldü.

 

Yazmaya nasıl başladınız?

Okumayı severdim, tek çocuktum. Babam çok severdi okumayı. O bana hikâyeler anlattıkça ben de başkalarına anlatırdım. Darüşşafaka’da pek bir eğlence kaynağımız yoktu. Arada bir hikâyeler anlatmam için öğretmenlerim de teşvik ederlerdi. Hatta okuldan atılmamı da buna borçlu olabilirim. Ama biraz kasardım, yazar dediğin Tolstoy gibi olacak filan….

Alper Kamu serisinin devamı gelecek mi?

Alper Kamu’nun devam etmesini istiyorum. Seri kahraman yazarına bağlamayı başından beri istemedim ama devamı gelecek.

Afili Filintalar’daki yazılarınızın devam edecek mi?

İnternet mecrasında yazı yazmaya hiçbir zaman çok yakın olamadım.  Birkaç aydır Kafa’da yazıyorum. O yüzden elim pek gitmedi.

DSC01660

Dergilerle alakalı ne düşünüyorsunuz?

Olması iyi, okunması da iyi. Zaytung’da geçen gün, Kendi Ot Derginizi Kendiniz Yapın rehberi vardı, çok komikti.  Eleştirilecek tarafları olmakla birlikte, bu kadar az kitap okunan bir ülkede bu tip dergilerin çıkması iyi bir şey.

Romanlarda değişmeyen karakterler ve Beşiktaş var.

Onları seviyorum hakikaten. Onlar bizim normallik referansımız gibi. Uzaylılar, çocuk dedektif filan var ama bazı karakterler hep kâğıt oynuyorlar.

Öyküyle ilgili bir kitap yayınlayacak mısınız?

Öykü yazmak çok güç bir şey. Yeterli olgunluğa ulaşırsa öykülerim yayınlayacağım. Hatta adı da Komşunun Bahçesi olacak.

Yetişkin ya da genç bir Alper Kamu nasıl olurdu?

Benim gibi olmasından korkuyorum, o yüzden büyümesini istemiyorum. Onun o yaşta olması dünyayı durduracak gibi geliyor, büyümesini istemiyorum.

Tiyatro oyunu yazmayı düşünüyor musunuz?

Çok üretken bir yazar değilim. Kafamda ince ince kurguladığım fikirler var ama sıra gelmiyor. Koray Çalışkan bana “sen bunları yazmayacaksın, en iyisi sana 800’lü hat açalım orada anlat” demişti. Tiyatro, müzikal, senaryo yazayım isterim ben de. İleride daha çalışkan biri olursam yazarım.

Yazma süreci nasıl işliyor?

Kurt Vonnegut “muhakkak size dert olan bir şeyle ilgili yazın” demiş çünkü size dokunmayan hikaye kimseye dokunmuyor.

Reklamlar

Yer’de Kurtlarla Koşan Kadınlar Okumaları

IMG_0137.JPG

Küçükken, henüz kelimeleri bile okumayı bilemeyecek kadar ufakken birileri bize masal okurdu. Yer adlı mekân ise yetişkinlere Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı okuyor sanatçılar aracılığıyla.

“Yer’de yolculuklar kesişir, yaşamlara dokunulur; Yer beraber açılmak için var. Hem dünyada hem kendimizde ortaya çıkmamış olanı aramak ve kendi cümlemizi kurabilmek için” diyen Yer’in kurucularından Ela Atakan, birkaç arkadaşın insanları hikâyelerle, sanatla bir araya getirmek için mekânı açtıklarından bahsediyor.

Şair, Jungcu bir psikanalist ve cantadora (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi) Clarissa Pinkola Estés, kadınların gücünü yitiren canlılıklarının kendi deyimiyle ruhsal-arkeolojik bir kazıyla gün ışığına çıkarılabileceğini düşünür ve Kurtlarla Koşan Kadınlar adlı muhteşem kitabı yirmi yılda yazar. Kadınların içgüdüsel doğalarına, güçlerine, doğru bilinen yanlışlara, yanlış sanılan doğrulara, zayıflık sandığımız güce, unutturulan benliklere hikâyeler yoluyla aydınlık saçan bir kitap Kurtlarla Koşan Kadınlar.

7 Nisan günü besteci, piyanist, vokalist ve eğitmen Selen Gülün ile sanatçı İz Öztat dinleyicilere Altın Saçlı Kadın, İskelet Kadın adlı öyküleri okudular.

DSC_0112.JPG

İskelet Kadın Hayat/Ölüm/Hayat döngüsünden bahsederken bir yandan “sevmek isteniyorsa, etrafından dolaşılamaz. Onu kucaklama işi bir görevdir” diyordu.

Altın Saçlı Kadın sırların doğasına dair bilgiler anlatırken, bir kadının hayatına gerekli değerin verilmediği takdirde psişede nelerin öldüğünü de anlatıyordu.

Tüm bu okumalardan sonra yüreklerini açan, akıtan, sesleri içlerinden taşan kadınların cümleleriyle doldu mekân. Sorular, sorunlar, öneriler, biricik deneyimler paylaşıldı hayata ve kitaba dair. “Hiç sır oluşmamasını nasıl sağlarız? Hiç sır oluşmasa nasıl olur? Sırlar insanların yalan söylemelerine neden olur” diyen de vardı, günümüzün kendi başınalığının ağır yükünden bahseden de, anneannelerimizin hayatlarından dem vuran da, kolektif bir bilincin izinde sır yakaladığını anlatan da…

Yer-İstanbul, öykü okumaları, müzik performansları gibi etkinliklerle hayatına devam ediyor. Bana kalırsa bir gün ziyaret etmenizde fayda var. Etkinlik ve atölye bilgilerinden haberdar olmak için Facebook sayfalarını da takip edebilirsiniz.

İletişim:gorunmeyenlerduyulmayanlar@gmail.com

https://twitter.com/grnmynlr

Türkiye’de Çocuk İşçiliği Sorunu: Suriye’den gelen mülteciler sonrası mevcut durum ve çözüm önerileri

IMG_0054.JPG

UNICEF, Hayata Destek Derneği, İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi ‘Türkiye’de Çocuk İşçiliği Sorunu: Suriye’den gelen mülteciler sonrası mevcut durum ve çözüm önerileri’ adlı konferansı 11 Mart günü düzenlendi.

Konferansın notlarını aktarmadan önce konferanstan önce dağıtılan kitapçıklardaki bazı tanımlara yer vermek istiyorum.

Çocuk Kimdir?

On sekiz yaşına kadar herkes çocuktur ve uluslar arası sözleşmelere göre çocukların her türlü fiziksel, sözel istismara ve ekonomik sömürüye karşı korunma hakkı vardır.

Çocuk İşçiliği Nedir?

Çocuk işçiliği çocuğun çok genç yaşta, yaş sınırının altında çalıştırılmasıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi her çocuğun ekonomik sömürüye ve eğitiminin engellenmesine neden olabilecek bedensel, zihinsel, ruh sağlığını etkileyecek, ahlaksal ya da toplumsal gelişimi için zararlı olabilecek nitelikte işlerde çalıştırılmasına karşı korunma hakkı olduğunu kabul eder.

‘Çocuk işçiliği’ belirli yaş gruplarındaki çocukların doğası gereği ortaya çıkabilecek zararlı koşullar nedeniyle yasak iş olarak tanımlanan işlerdir.

İş kanununa göre Türkiye’de 15 yaşın altındaki çocukların çalışması yasaktır.

Moderatör  Doç. Dr. Pınar Uyan Semerci, ülkemizde çocuk işçiliği sorununun mültecilerle başlamadığına dikkat çekti. Kırılgan bir emek piyasasının içinde yoğun bir güçle karşı karşıya olduğumuzu, yasa dışı ve kaçak kelimelerinin kullanılmadığı ortamlara ihtiyaç duyulduğundan bahsetti. Avrupa’da pazarlık adı altında bahsedilen bu sınavda, çocuk vurgusunu kaybettiğimizin altını çizen Semerci, “her bir insanın, çocuğun insan olduğunu sayıdan ibaret olmadığını anlamalıyız” diyerek konuşmasına son verdi.

Hümanist Büro’dan Seda Akço

Ülkemizde çocuk haklarını savunabilen insanlar yok.

-Suriye’yi konuşabiliyoruz ama çocukları konuşamıyoruz. Bu durumlar mevzuat değil, samimiyetle ilgili.

-Betam verilerine göre Türkiye’de %66.9 oranında beslenme eksikliği var. Tarımda çocuk emeği çocukların hayati tehlike, eğitim eksikliği gibi dertler yaşamasına neden oluyor.

-Çocuğun korunma hakkının içerisinde düzenli sağlık kontrolü, beslenme, barınma, eğitim ve oyunun bulunmakta. Çocuğun özel statüsünün belirlenmesi gerekiyor ve yetişkinler olarak bu durumları üstlenmemiz gerekiyor.

Başkent Üniversitesi/Hayata Destek’ten Dr. Bülent İlik’in sunumundan dikkat çekenler ise şöyle:

-Bizim Türkiye’ye bu kadar mülteci çocuk kabul edilmeli miydi, edilmemeli miydi sorusunu sorma hakkımız var ancak “bize ne” demeye hakkımız yok. O çocuklara bakmakla yükümlüyüz.

-Ankara’da sokaktaki çocuklara baktığımızda Suriyeli çocukları görüyoruz. Türk çocuklarla aynı işlerde çalışıyorlar ancak biçim değiştirerek.

-Tahtacı Fatma adlı kısa filmi izlemenizi öneririm. Bu film bu sorunun ne kadar eski olduğunu izleyicilerine anlatır.

(Film linki: https://www.youtube.com/watch?v=D62eCwcSIIU&feature=youtu.be)

-Türkiye iyi kötü METİP‘e (Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Projesi) uyguluyordu. Büyükşehir Yasası çıkınca METİP projesi de kalktı.

-Mevsimlik işçiler her çadırda 10 kişi kalarak yaşıyorlar, akrep sokması gibi tehlikeli durumlarla karşı karşıya kalıyorlar.

-Bu koşullar yasaklarla, yasalarla engellenemez. Bu cezaları söyleyip uygulamamak bunları meşru hale getiriyor.

-Mevsimlik tarım işçilerinde Suriyeliler’in sayısı artacak. Tabloya bakarsak:

-Ordu ve Düzce’deki annelerin %67’si okuma yazma bilmiyor.

-%84’ünün 4 çocuğu var.

-Çocuklarının tümünün ismini bilmeyen babalar var.

-Annelerin %77’si gebelik boyunca hiç kontrole gitmemiş.

-Mevsimlik göçerlerin %53’ü çocuk.

-Çadır bekçisi çocuklar, çadırdaki çocuklara bakıyor, odun topluyorlar.

ILO’dan Nejat Kocabay aşağıdaki satırlara dikkat çekti.

-“Çocuk emeği –en kötü biçimleri- yetişkinlerin kırılgan, masum, zayıf ve korunmasız çocukları kişisel faydaları için sömürmesidir.”

-Çalışan çocukların çoğu eğitimlerine devam edemiyorlar, etseler de notları düşüyor. Büyüdüklerinde gerekli eğitim ve becerilere sahip olamadıkları için güvencesiz, riskli işlere atılıyorlar. Bu kişilerin çocukları da çoğunlukla çocuk işçi oluyor. Dezavantaj döngüsü eğitimle kırılabilir.

-Bunun için yapılabilecek şeyler şunlar:

Ücretsiz zorunlu, kaliteli eğitim

Mesleki eğitim programları uygulaması

Okula devamlılığı özendiren sosyal koruma politikaları.

Unicef’ten İraz Öykü Soyalp, sunumunda çocukların mevcut durumlarına değindi:

IMG_0074.JPG

Eğitim alanında müdahale alanları ise şöyle:

Sistemin güçlendirilmesi

Kapsayıcı eğitimin kalitesinin ve erişiminin artırılması

Kocaeli Üniversitesi’nden Prof. Dr. Kuvvet Lordoğlu, göçmenlerin iş piyasasında en altta olduklarına değindi.

-Çalışma hayatları düzenli ve düzensiz olan göçmenler vardır.

– ‘Farklı etnik grupların yaratabileceği sorunları engellemek’ gibi argümanlarla göçler engellenir.

-Göçmenler her zaman çalışma hayatının en alt seviyesindeki insanlar oldu.

-Göçmenlerin %20’i kamplarda, %80’i şehirlerde yaşamaktadır.

-Göçmenler kendi vasıf düzeylerinin çok altında çalışmak zorunda kalan insanlardır. Örneğin Suriye’de yargıç olan bir kişi burada inşaat işçiliği yapmaktadır.

IMG_0083.JPG

-Suriyeli göçmenler ülkemizde yeni iş alanları da yaratıyorlar, ancak önde olan soru “işsizliği artırıyorlar mı?” sorusu.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayhan Kaya Suriyeli çocuk işçilerin durumlarına dair HDD ile yapılan araştırman sonucunda elde edilen çarpıcı verileri paylaştı.

-Almanya’daki Suriyeliler’in %70’inin üniversite mezunu olduğu haberleri çıktı ancak ben %20 gibi rakama ulaştım. Eğitimlileri alıyorlar, eğitimsizler bize kalıyor gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.

-Çocukların okula kayıt olmama nedenleri arasında çalışmak zorunda kalmaları yer alıyor. Çocuklar tekstil sektöründe yoğun olarak çalışıyorlar, bunu servis ve endüstriyel sektörler takip ediyor. Işığın olmadığı, tacizlerin ve önyargıların bilfiil yaşandığı yerler.

-Röportaj yaptığımız bir genç, “Onlar, kendi ülkelerini bırakıp kaçtılar, onlar vatan haini. Biz olsak sonuna kadar savaşırdık” demişti. Bu tip düşünceler Suriyeli göçmenlere önyargılı ve düşmanca tavırların alınmasına neden oluyor.

-Suriyelilere bakarken kendimize bakmayı öğreneceğiz. Bu bir aynadır, bu mesela aslında bizim ne kadar yardıma ihtiyacımızın olduğunu gösterir, o yüzden göçmenlere teşekkür etmemiz gerekir.

 

Son olarak, Hayata Destek Derneği’nin Bu İş Çocuk Oyuncağı Değil projesine katkıda bulunabilirsiniz.

IMG_0103.JPG