Antikapitalist Müslümanlar: “Bir din otoritenin eline geçtiğinde sömürü düzeniyle iç içe geçmeye başlıyor.”

Antikapitalist Müslümanlar’ın dönem sözcüleri Özgür Kazım Kıvanç ve Yasin Aygün ile söyleşi yaptık.  Onların derdi eşitlik, adalet. Onlar dini kendilerine uydurmayan insanlardan oluşuyor. Antikapitalist Müslümanlar, temiz bir vicdana, sağlıklı bir kafaya, iyi bir kalbe sahip olmanın peşindeler. 

Kardelen Uysal Görsel

Sömürü düzeninin temelinde yoruma açık hadisler yer alıyor”.
Bir Müslüman nasıl kapitalizm noktasına geçer?

Özgür:  Fakir insanların zenginlere ihtiyaç duyarak yaşama süreci Emeviler’den başlıyor. Bu bir mantalite sorunu. Dinin otoriter hale geldiği, devletleştiği bir ortamda dini kendine uygun hale getiren bir düzen oturuyor. Aslında İslam’ın kapitalistleşmesi süreci. Dolayısıyla İslam’ın kapitalistleşmesi Emeviler’den bu yana süren bir yozlaşma hali aslında. Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar’dan başlayarak günümüze kadar devam eden bir süreç. Yoruma açık hadislerin kendi saltanatlarını sürdürmeye yarayacak şekilde yorumlanması ile bu durum oluşuyor. Örneğin Kuran’a geçen bir ayette “Allah dilediğini zengin dilediğini ise fakir kılar. Bu Allah’ın takdiridir” cümlesini bu zihniyettekiler zenginlik ve fakirlik ilelebet sürmesi gereken bir şey olarak algılanıyor. Aslında Allah orada zengine konuşuyor. Diyor ki “size zenginliği verdim. Size bu zenginliği ilelebet sizin olsun diye vermedim, diğer insanlarla eşit oluncaya kadar dağıtın diye verdim.” Kuran bunu zaten zekâtla, infakla, sadaka ile formüle ediyor. Bir din otoritenin eline geçtiğinde sömürü düzeniyle iç içe geçmeye başlıyor.

Yasin: İslam’da bize göre gerçek olmayan şöyle bir hadis var: Allah zengin kulunu sever. Bu tür yalan Kuran’la örtüşmeyen uydurulan hadisler yüzünden kapitalistleşmekte beis yok diye düşünüyorlar. Bu da kapıları açıyor, milyonlarca insanı etkiliyor.

“Sofranda ateşe tapana da yer olmalı.”

Mehmet Murad İldan demiş ki: “İyi kalp, en iyi dindir; ışığı, en güçlü ışıktır.” Sizin bu doğrultuda ilerlediğinizi söyleyebilir miyiz?

Özgür: İyi insan olmak sadece Müslümanlara has bir şey değil. İnsan herkes için adaleti savunmalıdır, Müslüman olmak böyle bir şeydir. Yani asla hayatınıza sokmayacağınız insanlar dahil olmak üzere kendinize hak gördüğünüz şeylere onun da ulaşması için çabalamalısınız. İbrahim Peygamber’in dediği gibi: “Sofranızda ateşe tapan bir insanın yeri olmalı.” İslam’ın anlayışı budur.

Yasin: Dinin de maksadı iyi bir kalp, sağlam bir vicdan, temiz bir akıl oluşturmaktır. Bakış açısına göre doğru olabilir ama ontolojik olarak noksan. Allah tüm özü kendinden var eder. Olayı kalpten başlatmak insanı şüpheye düşürebilir.Çünkü kalp neticede bazen kendine de çalışabilir. Din belirlenmiş en kadim yoldur. Çünkü Kuran’da Allah şöyle der: “Ben size öğrettim.” İyiliğin de kötülüğün de kaynağının kendisi olduğunu söyler. Ontolojik olarak olayı dinden başlatırsak daha doğru olur diye düşünüyorum. Kalp tek başına yetmez, kalbe de o kadar yüklenmemek gerek. Din tüm bunların uyumlu çalışmasını sağlam, sağlıklı bir vicdan oluşturmasını temin eder.

“AKP, Emevi zihniyetini taşıyor.”

İktidarın İslam’ı yanlış anlattığını söylemişsiniz bir röportajınızda. Size göre hangi noktalarda yanlış anlatılıyor İslam?

Özgür: Mesela şu anki AKP zihniyeti 1300-1400 yıl önceki Emevi zihniyetinin karşılığı. Peygamber kendine ayrıcalıklı bir yaşam sağlamadı ve ayrıcalıklı sınıf da yaratmadı. Yaşadığı yerdeki tüm insanlarla ortak bir barış ortamı yarattı. İslam’ın tam karşılığı budur: Sizin kendinize hak gördüklerinizi sizden olmayanların da hakkı olduğunu bilerek bir toplum içinde var olmak ve barılı hâkim kılmaktır. AKP’nin politikası kapitalizme, emperyalizme hizmet eden bir politikadır ve kapitalizmden de emperyalizmden de barış çıkmaz. Çünkü sömürü ilişkisi üzerine kuruludur. Bu yüzden AKP İslam’ı temsil edemez.

Tüm halkların iktidara karşı mesafeli olması gerektiğini söylemişsiniz.  Bu mesafeyi nasıl, hangi şekillerde koyabiliriz? http://vagus.tv/2013/08/17/antikapitalist-muslumanlar-aleviler-yuzyillardir-bedel-oduyorlar/

Özgür: Nihai hedef aslında tüm halkın ortaklaşa bir iktidar oluşturması ve bunun devamlılığı olan bir yapı haline gelmesi. Kimsenin otoriteyi ve mülkü tekeline almadığı ortamla mümkün olur. Yani kimsenin mülk ve otoriteyle sivrilmemesi gerekir. O yüzden mevcut parlamenter sistemin içerisinde iktidar hedefi koyan herkese karşı halklar mesafeli olmalı;  çünkü bu yapı halklara değil kendilerine hizmet eden ayrıcalıklı zengin bir sınıftır.

“Kadın erkek eşitsizliği İslam öncesinden kalma bir gelenek.” İslam gibi dinlerde, kadının toplumda pek bir değeri ve önemi olmadığını biliyor ve görüyoruz. Sizin tipik İslam anlayışınız içerisinde kadının yeri nedir? 

Özgür: Bu İslam’la ilgili bir problem değil. Tamamen İslam’ı uyguladıklarını iddia eden ülkelerin ayrıştırıcı politikasının ürünü. İslam’ın özünde eşitlik vardır. Allah ayette de erkeği de kadını da aynı özden yarattığını, erkeğin de kadının da aynı haklara sahip olduğunu söyler. Fakat Arap Yarımadası’ndaki geçmişten gelen kadın erkek ilişkisi İslam’ı toplumlara kadın erkek eşit değilmiş gibi yansıttı ne yazık ki.

Yasin: Ben bu tespite katılmıyorum. Bizim İslam onun İslam’ı diye bir şey yok. Kuran’da, çok net bir ifade yer alıyor: “İnanan erkekler, inanan kadınlar, çalışan erkekler çalışan kadınlar.”  Aslında bugünün tabiriyle pozitif ayrımcılık var. Kadının yeryüzünde eşit hale gelebilmesi için daha büyük avantajlar sağlıyor. Bu aslında eski bir mesele. Erkek egemen yapıdan gelen bir mesele. Ta Adem’den beri olan bir durum. Erkeğin daha güçlü olması, kadının toplayıcı olması vs ile erkek kadını ezebilmiş. Burada biz mülk ve otorite sorunu görüyoruz. Gücü eline geçiren erkek kadını kendi mülkü gibi görebiliyor. Aslında İslam bunu dengelemeye çalışıyor ve kadına da ayrıcalıklar sağlıyor. Görsel “Tasavvufta hak mücadelesi yok, hayat maalesef kavga ve mücadele gerektirir.”

Tasavvuf ve sol görüşle ortak noktalarınız var mı?

Özgür: Buna kişisel olarak cevap vermek istiyorum. Tasavvuf çok hazzettiğim bir konu değil. Daha çok kişisel gelişime hizmet eden ancak toplumsal mücadeleye vurguda bulunmayan bir yapı düşünüyorum tasavvufu. Mevlana’dan örnek vermek gerekirse; yaşadığı çağda Haçlı Seferleri’nde insanlar kılıçtan geçirilirken yaşadığı yerden dışarı çıkmamış, bu konularla ilgili tek kelime etmemiş bir adamdır Mevlana. Kişisel gelişim ile ilgilenmiş ve bu aşamaları kitaplaştırarak insanlara aktarmış. Ancak Hazreti Peygamber böyle yapmamış. 40 yaşından sonra toplumun meselesini kendi meselesi haline getirmiş. Köleler ve fahişeleştirilmiş kadınlar için savaşıp mücadele vermiş ölümü göze alarak. İslam’ın özünden böyle pasifist bir yaklaşım çıkacağını düşünmüyorum. İslam tam aksine egemenlere iktidarlara karşı tavrını net belli eden, halkla asla çatışmayan yapıda bir dindir. Dolayısıyla tasavvuftan kişisel olarak pek hazmetmiyorum. Sol görüşle ise yeryüzündeki eşitsizliğin ve adaletsizliğin temel sebebinin mülk meselesi olması anlamında paralel düşünce yapımız var. Fakat bunun nasıl sağlanacağı ile ilgili bir yöntemsel sıkıntı var sol ve İslam arasında . Çünkü sol bu ideal toplumunu kurarken otorite üzerinden kurmayı hedefleyen bir ideoloji.  Otoritenin olmadığı ve mülkün halkların eline eşit olarak dağıtıldığı bir formüle ederlerse elbette uzlaşıp konuşabiliriz.

Yasin: Tasavvuf  konusunda birkaç lafım var. Peygamberimizin en son evinde bir hırka bir lokma bulunmuştur.Tasavvufta ezilen halklar için bir şey yok. Tasavvufun en büyük noksanlığından biri hak mücadelesidir. Bunu hep felsefi olarak tartışırlar ancak hayat maalesef bazen kavga ve mücadeleyi de gerektirir. Sol görüşte işçi sınıfı diktatörlüğü diye bir şey var. O yüzden o konularda sıkıntıları var. Kendi fikirlerini zorla dikte etmekten bence vazgeçebilirler.

 “Cemaat ve AKP arasında mülk kavgası var.”

Cemaat-AKP arasındaki gerginlik hakkında ne düşünüyorsunuz?

Özgür: Mülk ve otorite kavgası. Çünkü artık ülkede bulunan tüm kaynakları ellerine aldılar. İkisi de tek olmak ve paylaşmak istemiyor. İki egemenin kavgasıdır, biz bu kavgada taraf değiliz.

Yasin: Bir mülk boyutu bir de ideolojik farklılıkları var. Biri Türkçü kafaya sahiptir mesela. Biz meselenin özünün mülk ve otorite olarak görüyoruz.

“Artık marjinal grup listesindeyiz, Allah’tan başkasından korkumuz yok.”

ODTÜ, Gezi, Armutlu gibi eylemlerde aralarınızdan bazılarını da vardı. Korktunuz mu tutuklanmaktan, yargılanmaktan ya da hükümeti karşınıza almaktan?

Özgür: İçişleri Bakanlığı Gezi olaylarından sonra bir rapor yayınladı. Şiddet yanlısı marjinal grup listesindeyiz biz de. Nerede olduğumuz belli evimiz belli buyursunlar gelsinler ne yapalım. Allah’tan başka kimseden korkumuz yok.

Yasin: Allah’tan başka kimseden korkumuz yok.

“Muhafazakar kesimde de yaşam tarzına müdahale kaygısı var.”

Muhafazakâr kesimde Gezi olayları nasıl tartışıldı?

Özgür: Maalesef muhafazakar iktidarın olayları yansıttığı şekilde biliyorlar çünkü haber alma kaynakları iktidarın elinde olanlardan ibaret. İnterneti 20 yaşlarındaki gençler dışında yoğun olarak kullanmayan bir zümre muhafazakar halk. Medya maalesef algıyı kirletebiliyor, olayları yanlış yansıtabiliyor. O anlamda bir sıkıntı var Gezi olaylarını kavrayış biçimlerinde. Bir de Gezi olaylarında bir haftadan sonra temsiliyet yarışına girilmesi, halkın temel değerlerinde olmayan şeylerin yansıtılması AKM’nin pek çok bayrakla donatılması gerçekten marjinal bir grup varmış algısı yarattı. Hiçbir temsiliyet çabasına girilmeden, kimsenin kişi olarak önplana çıkmadığı bir halk hareketi olarak kalabilseydi bence geniş halk kesimlerini içinde barındırabilirdi. Ciddi anlamda sarsıcı bir sonuç çıkabilirdi ama ne yazık ki olmadı, beceremedik.

Yasin: Muhafazakar kesimden gelme ailelerdeniz biz de. Olayların nasıl başladığını anlattığımızda onlar da çevreci gruplara hak veriyorlar. Meselenin özünü onlar da anlıyor. Ama sonraki süreçte medyanın manipülasyonu, o eski örgütsel argümanların fazlasıyla kullanılması halkı biraz irrite etti. Gezi sürecini yaşarken muhafazakar kesimden de insanlar gelmeye başlamıştı ama ne zaman örgüt propagandasına dönüşmeye başladı, o zaman  masum duygularla gelen insanlar korkmaya başladı. Halkta zaten 70’li 80’li yılların korkusu var. “Tekrar acaba benzer bir kavganın ortasına mı düşeriz” endişesi doğmaya başladı. Ancak yakın çevreme meseleyi anlattığımda anlaşabiliyoruz.Muhafazakar kesimde “Bu iktidarı kaybedersek ekmeğimizden olur muyuz? İktidar giderse yine eski günlerdeki gibi başörtümüze dokunurlar mı , namazımıza niyazımıza laf ederler mi”  gibi endişeler mevcut.

“AKP ile muhafazakâr seçmen arasında biat değil, zorunluluk ilişkisi var.”

Dindar kesim başbakana biat mi ediyor? Yoksa muhafazakâr tabanda yoksulluk, çevre sorunları gibi konular tartışılıyor mu?

Özgür: Halkın iktidarda AKP mi var başkası mı var çok umurunda olmaz, halk karnının doyup doymadığına bakar. İnsanların temel meselesi karnını doyurma meselesidir. AKP’den bu imkanı daha fazla verebileceğine inandıkları zıt ideolojide bir parti gelse onlara da oy vereceklerdir. Bu bir biat değildir, sadakat ilişkisi hiç değildir.  Kendi inançsal simgelerine dokunan, Cumhuriyet’in ilanıyla kıyafetten dile kadar her şeyine müdahale edilen bir yapıdan bugüne evrilen bir muhafazakar iktidar var. Halk yeni yeni sorgulamaya başladı, başörtüsünün kamuda serbest bırakılması, insanların dilediği gibi dışarıda başörtüleriyle gezmesi, tahrikat cemaat gibi yapıların geçmiş dönemlerde olduğu gibi yasadışı olarak algılanmaması halka başta cazip geldi. Fakat mesele aslında karnını doyurma meselesi. Ama şu fark edilmeye başlandı. Başörtülü de başörtüsüz de çalışsa insanlar asgari ücretle çalıştırılıyorlar, her türlü kredir kartı borçları var, takım elbise de giymiş olsa faturalarını ödeyemiyor. Temel mesele bu ve insanlar bunu fark etmeye başladılar. Bu kesinlikle bir biat ya da sadakat ilişkisi değil, bir zorunluluk ilişkisi.

Yasin: O kadar biat ettiklerini düşünmüyorum, daha çok Karın duyurma endişesinden kaynaklı bağımlılık ilişkisi var. Zaten AKP bu tip özgürlükleri çok ustaca veriyor. İktidarını koruyabileceği dönemlere yayıyor. Köydeki insan bile artık faiz ödemeye başladı. Elindeki son argümanlar tükendikçe, bu krediler patlamaya başladıkça bunlar tartışılmaya başlanıyor. “Aa iktidar bana çalışmıyormuş. Allah’ın savunduğu şeyleri savunan bir iktidardı ama bize faiz yedirtti” gibi algılar yerleşmeye başladı. Ufak da olsa bir sorgulama süreci başladı, biz de bu sorgulama sürecini hızlandırmaya derdindeyiz Kuran’da unutulan ayetleri hatırlatarak.

“Aleviler mülk kavgasına erken uyanmışlar.”

Aleviler antikapitalist fikir dünyasında yer alırken neden Sünniler de bu doğrultuda yürümüyor?

Yasin: Aleviler’in geçmişine baktığımda bu kavgayı sürekli verdiklerini görüyorum. Şeyh Bedretttin, Pir Sultan Abdal gibi insanlar meselenin özünü iyi kavramışlar. Bunu iyi kavradıkları için mülkle ilişkilerini düşük seviyede tutarlar, fazla dünyacı değillerdir. Bunu deyişlerinde de görürüz zaten. Bu meseleleri daha hızlı anlayabilmeleri benim için normal bir şey. Sünni fıkhın etkisi altındaki Müslümanlar’ın bu meseleyi anlamaları Aleviler’e göre daha kolay olabilir.

Reklamlar

One Comment Kendi yorumunu ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s